31 Ocak 2011 Pazartesi

Since I've Been Loving You

Led Zeppelin-Page&Plant
Since I've Been Loving You, öyle koyu bir blues'la başlar ki, kafanızın içinde yankılanan bas gitarın sesi, ağır ağır çalan ritm ve  Jimmy Page'in gitar solosu.. Gitarın tellerine asıldıkça  dağılırsınız. Daha sonra yavaş yavaş başlar o sözlere Plant ve yırtıcı, yüksek tonlu sesiyle Since I've Been Loving You diye başlar çığlık atmaya.. 

Beyinsel faaliyetlerinizi etkileyen blues, acıklı sözleriyle birlikte  şarkının özellikle terk edilmiş erkek tarafında ağır hasarlara yol açtığı söylenir..

"Since I've Been Loving You, I'm about to lose my worried mind."

Şuan Led Zeppelin ve Since I've Been Loving You ile yaşamın neresinden olduğunuza siz karar verin. 








30 Ocak 2011 Pazar

Once Upon a Time in America


Bir Zamanlar Amerika'da olarak billinen Once Upon a Time in America 1984 yapımı bir Sergio Leone filmidir. Sergio Leone 60'larda çektiği spagetti western olarak nitelendirilen hepsi birer klasik olan western filmlerinden sonra uzun bir ara vermiş ve efsane yapım Once Upon a Time in America'yı çekmiştir.

Film 1920'lerde Newyork'ta bir yahudi gettosunda, bir grup yoksul çocuğun hayaller ülkesi Amerika'da suç ve mafya dünyasında var oluş hikayesini anlatmaktadır. Çetenin kanlı sonuyla başlar ve film boyunca çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık dönemleri geriye dönüşlerle anlatılır izleyiciye. 229 dakikalık fimde ilk 25 dakikası neredeyse diyalogsuz geçer, unutulmaz kareler ve repliklerle de devam eder. Çetenin en küçük üyesi vurulduğunda ölürken ayağım kaydı demesi unutulmaz müziklerle birlikte akıllarda kalan karelerden birisi olur.

29 Ocak 2011 Cumartesi

The Joshua Tree

The Joshua Tree, 1987 yılında yayınlanmış U2'nun beşinci stüdyo albümüdür. 25 milyondan fazla kopyayla grubun en çok satan albümü olmuş ve 1988'de yılın albümü dalında bir de Grammy ödülü kazanmıştır.

The Joshua Tree, U2'nun daha çok zirve albümü gibidir. Dans ve pop etkisinin henüz U2 üzerinde olmadığı bir "rock" albümü olarak yerini alır.

Grup bundan sonraki albümlerinde ticari başarılarını sürekli yukarı doğru çıkarmış olsa da müzik kariyerlerinde çıkarmış oldukları bence en özel albümlerden biridir The Joshua Tree.

The Joshua Tree, uzun vibratolu gitarlar, bas gitarın belirgin sesi, basit, sade, tekrarlayan  melodiler, sürekli bir ritm  duygusu ve  Bono'nun sesi  ardında usul usul yaklaşan bir sis gibi. Sizi içine alan ve uzakta bir yerlere götüren bir sis... -with or without you

Sınırda kalmayın!





25 Ocak 2011 Salı

Taxi Driver

Taksi Şoförü, 1976 yapımı bir Martin Scorsese filmidir. Film tam bir yeni dönem kara film örneği olarak karşımıza çıkar. 

26 yaşındaki Travis Bickle uykusuzluk çekmektedir, bu sebeple geceleri çalışmak ister ve böylece Newyork'un çeşitli yerlerinde taksi şoförlüğüne başlar. Diğerlerinin aksine herkesi arabasına alıyordur Travis. Sıklıkla bir tufan çıkmasını ve şehirdeki tüm pisliklerin temizlemesini dilese de onların içindedir hep. Çok fazla konuşmayan Travis'in başağrıları ve uykusuzluğu devam ederken içinde bulunduğu yalnızlık da günden güne deliliğe bırakır kendini. 

"Hayatım boyunca hep yalnızdım, heryerde, barlarda, arabalarda, kaldırımda ve dükkanlarda. Heryerde. Kaçış yok. Tanrının yalnız kuluyum!"

23 Ocak 2011 Pazar

The Rolling Stones-Jump Back

The Rolling Stones, müzik yaşamlarına başladıkları günden bu yana 60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar her dönem çılgınca dinlenir olmayı başarabilmiş ve halen müzik yapan, albüm çıkaran ölümsüz rock grubu. 

The Rolling Stones'u yalnızca blues, rock, punk grubu olarak adlandırmak biraz zor çünkü kendi tarzını ve çizgisini yaratarak döneminin diğer müzik gruplarından hep farklı bir yerde olmayı başarmıştır. Kışkırtıcı tarzları, özellikle blues ve rock'n'roll kökleri, harmonik alt yapılarıyla müzik var oldukça dinleceklerdir. 

Grubun pek çok derleme albümünden yalnızca bir tanesi The Best of Rolling Stones-Jump Back ve 1971-93 tarihleri arasında hit olmuş 18 tane parçadan oluşmaktadır. 

Bugün Rolling Stones dinlemek isterseniz bu albüm kendinizi iyi hissetmeniz için fazlasıyla yetecektir. 


Rolling Stones dinlerken üzerinizdeki gökyüzünün genişlediğini ve büyüdüğünü göreceksiniz-waiting on a friend

Sınırda kalmayın! 





Elveda Lenin!

Film Yann Tiersen'in müziğiyle 1978 yazında başlar. Berlin duvarı yıkılmadan önce komaya giren sosyalist bir anne ve annesini çok seven Alex'in öyküsüdür Goodbye Lenin.



Dönemin politik, sosyal ve gündelik yaşamını bu ailenin ve Alex'in gözünden izleriz. Sosyalizmi her şeyiyle yaşayan ve tüm hayatını buna adamış bir kadına üstelik komadan yeni çıkmışken sosyalizmin artık olmadığı nasıl söylenir. Film işte bu noktada başlar. Bize farklı ideolojileri dikte ettirmekten ziyade bu ideolojiler ve fikirler peşinde yaşanan insani duygulara yer vermektedir. Film boyunca tarihin veya insanların yine insanlar üzerinde bıraktıklarını izlemekteyiz.

Asphalt Ballet

Asphalt Ballet (1991)
Yalnızca iki stüdyo albümü yapmış olan Asphalt Ballet'in aynı isimli albümü 1991 yılında piyasa çıkmıştır. Malesef grup çok az dinleyeci tarafından tanınmış ve 1993 yılında çıkardıkları Pigs albümünden sonra bir daha albüm yapmamışlardır.

Asphalt Ballet oldukça güçlü sounda sahip bir albüm. Klasik rock, blues ritmleri üzerine bir o kadar güçlü ve etkiliyici vokalleriyle birlikte ortaya yıllarca dinlenecek, insanı yerinde oturtmayan bir albüm çıkmış ancak 90'ların başında değişen müzik akımlarıyla birlikte yeterli popülerliğe sahip olamamıştır.

Rüzgara karşı yol almak istiyorsanız biraz Asphalt Ballet dinlemenizi tavsiye ederim. Uzuun bir yol gitmek isteyeceksinizdir... Sınırda kalmayın!






20 Ocak 2011 Perşembe

The Wall

Pink Floyd The Wall (1982)

 "Eğitime ihtiyacımız yok!
Düşünce kontrolü istemiyoruz!
Sınıfta aşağılanmaya son!
Öğretmen, çocukları rahat bırak!
Hey, öğretmen!
Çocukları rahat bırak!"

Pink Floyd'un 1979 yılında yayınlanan aynı isimli albümünün hemen hemen tüm parçalarına yer verdikleri film The Wall. Alan Parker'ın yönettiği Bob Geldof'un baş rolünü üstlendiği film, müzikle sinemanın olağanüstü bir birleşimi olarak karşımıza çıkar.

The Wall bize, bizi ayıran, yok eden, izole eden, yalnızlaştıran, çürüten, duyarsızlaştıran, otomatikleştiren, aptallaştıran herşeyi Pink'in üzerinden çarpıcı bir biçimde anlatmaktadır.

Evde, okulda, toplum içerisinde, her yaşta ve her evrede sistemin bir parçası olmamız istenir. Bu anlamda Pink'i duvarlar ardına iten ilk kişi onu korumak isterken soyutlayan annesi olur, biraz daha büyüdüğünde 'ver bakalım şu defterinde neler yazıyormuş,  hımm delikanlımız kendisini şair sanıyor' diye alay eden öğretmeni ve en son olarak  durumunu daha da ağırlaştıracak olan karısı... Herşey Pink'i, etrafında yükselen duvarlar arasında bırakır.

Mr. Nobody


Mr. Nobody, 2009 yapımı Jaco Van Dormael'in yazıp yönettiği bir film. Yönetmeni daha önce duydum desem yalan olur. Filmografisine de bakıldığında epey bir aradan sonra filmi çektiği belli oluyor. 

Mr. Nobody konusu  itibariyle daha önce sinemada hep ilgiyle   karşılanmış, benzerleri olan bir film aslında. Yaşam içinde yapacağımız alternatif seçimlerle, yaşayacağımız alternatif hayatları konu almaktadır. Malesef filmle ilgili pek çok izleyicinin şöyle bir tepkisi olduğunu görüyoruz ee bunlardan hangisi gerçek şimdi, ben hiçbirşey anlamdım. Film malesef bize cevap değil soracağımız soruları gösteriyor, bu sebeple neyin gerçek neyin hayal olduğunu zaten tam olarak bilemiyoruz ve sanırım yönetmen de bunu bilmemizi istememiş olacak ki bu kadar güzel bir dille işlemiş filmi.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Chickenfoot

Chickenfoot (2009)
Chickenfoot kimdir, neyin nesidir diye sormakla başlamak daha doğru olur. Chickenfoot, Sammy Hagar, Joe Satriani, Michael Anthony ve Chad Smith'ten oluşan grubun ve aynı adı taşıyan albümlerinin ismi. 

Bu isimler yer alır da ortaya kötü müzik çıkar mı, elbetteki hayır.  Grubun isminden de anlaşılacağı gibi bu üstadlar kariyerlerine kariyer katmak veya bol para kazanmak için biraraya gelmiş ve albüm çıkarmış falan değiller. Bu büyük dörtlünün, Soap on a Rope isimli parçalarına çektikleri video klipten de ne kadar eğlendikleri ve neden birada oldukları fazlasıyla anlaşılmaktadır.

Bugün Chickenfoot'u dinlerken ayaklarımız biraz daha yere basmakta ve yaşam içimizde ılık ılık akmaktadır. Siz sakın ama sakın sınırda kalmayın, Meksika tam karşımızda!!! Sınırı geçmek üzereyiiizz, koşuunn...




16 Ocak 2011 Pazar

Hey Stoopid

Hey Stoopid (1991)
Bugün günlerden pazar ve günümüze arşivimizden, 1991 yılında yayınlanan, her devrin adamı diyebileceğimiz  Alice Cooper'ın Hey Stoopid albümüyle başlıyoruz.


Hey Stoopid müzisyenin klasik çizgisini yansıtan bir albüm olmakla beraber daha çok bundan önceki Trash albümünün devamı gibidir.  

Çıkardığı her albümle sanatçının nasıl oluyorda korku filmindeymişsiniz gibi hissettirip, hem korkutup hem de eğlendirebildiğini merak ediyorsanız biraz fikir sahibi olmak için önce albüm kapağını incelemelisiniz. Her an tüm sahne kan gölüne dönebilir ve siz kahkahalar atarak kafa sallamaya devam edebilirsiniz. Sanırım o da bu durumdan çok eğleniyor olmalı. 

Hey Stoopid ve Feed My Frankenstein gibi hitler çıkarmış olan albüm bugün yine bizi yaşamın bir başka sınırına sürüklemeyi başarıyor.